Kapak sözü
Her insanın üç hikâyesi vardır: Kendi anlattığı, başkalarının onun hakkında anlattığı ve gerçek hikâyesi.
İlk ikisi üretilebilir, değiştirilebilir, zamanla başka bir şekle sokulabilir. Üçüncüsü değişmez...
Yeteri kadar imkânınız varsa medyanız olabilir; her yaptığınızı alkışlayan taraftarlarınız, hakkınızda methiyeler yazan hizmetkârlarınız olabilir.
Başka insanlara iftira atabilecek, yalan söyleyebilecek karakterde insanları da satın alabilirsiniz. Toplumu nefretle doldurabilir, masum insanları şeytanlaştırabilir, hatta linç ettirebilirsiniz.
Adalet yerine korkuyla, menfaatle ve sahte cennetlerle toplulukları yönlendirebilir; kendinizi bir kahraman gibi gösterebilirsiniz.
Fakat hakikat... Firavun'un ve sihirbazlarının karşısında Hz. Musa'nın asası gibidir. Bir gün ortaya çıkar ve üretilmiş olan ne varsa yutar. Bunu değiştiremezsiniz.
İlk iki hikâye bu dünyada kalır. Üçüncü hikâye ise sizi kucaklar... Ve ebedî hayatınızda sizi karşılar.
Bir hayalin üniversiteye dönüşmesi
İpek Üniversitesi bir bina topluluğu değildi. Kâinata sonsuza kadar ışık saçacak; bütün insanlara, hatta canlılara fayda sağlayacak bir kürsü inşa etme hayalim ve en büyük duamdı.
Güç, imkân ve bilgi; başkalarına faydalı olmak için istenirse değerlidir.
İnsan, sahip olduklarıyla değil, insanlığa kattığı değerle ölçülür. Üniversiteyi kurarken de düşüncem buydu. Gençlerin yalnızca bir meslek edinmesini değil; dünyaya söyleyecek bir sözü, üretecek eserleri ve başkalarına karşı taşıyacakları bir sorumluluğu olsun istedim. Bilginin sanatla, estetiğin ahlâkla, emeğin anlamla buluşabileceği ve insanlığa değer katacak yüksek bir kürsüye mücevher taşımalarını hayal ettim.
İnsanın karakterini, hayatının merkezine koyduğu şey belirler. Merkezde menfaat veya korku değil, hakikat bulunmalıdır. Bu, korkuyu ve menfaati yok saymak değil; onların insanı yönetmesine ve hakikatten ayırmasına izin vermemektir.
İnsan ya hakikatin yanında izzetle yaşar ya da zulme sapar, zilletle yaşar.
Ben gençlerden hata yapmamalarını beklemedim. Hata yapmak insan olmanın bir parçasıdır; hatada ısrar etmek ise insanı kendi hakikatinden uzaklaştırır. Yanlışından dönmek yenilgi değil, insanın kazandığı bir zaferdir. İnsan düştüğünde değil, yeniden ayağa kalkmaktan vazgeçtiğinde kaybeder.
İpek Üniversitesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kanunla 2011 yılında Ankara’da kuruldu. Kuruluşu, kampüsü, akademik altyapısı ve bütün faaliyetleri İpek Grubu’nun kaynaklarıyla finanse edildi. Yabancı bir kişi veya kurumdan, üçüncü kişilerden ya da dış kuruluşlardan finansman alınmadı; kuruluş ve faaliyet dönemi boyunca bağış kabul edilmedi.
Biz, İpek ailesi olarak yalnızca kurulduğu döneme değil, geleceğe de bakan kalıcı bir eser bırakmak istedik. İnsanlar arasında ayrım yapmadık; bunun için insanlardan bir karşılık da beklemedik. Bizim umudumuz, bize bu imkânları veren Allah’ın rızasını kazanmaktan başka bir şey değildi. Bu yüzden, yaptıklarımız bazı insanlar tarafından takdir görmüyorsa bir hayal kırıklığımız yok.
Eğitimin anlamı
Bilgi, karakter ve sorumluluk.
Ben eğitimi hiçbir zaman yalnızca ders, sınav ve diploma olarak görmedim. Meslek sahibi olmak elbette önemliydi; fakat tek başına yeterli değildi. İnsan öğrendiği bilgiyle ne yapacak, kimin hayatına dokunacak, dünyada hangi iyiliğin çoğalmasına vesile olacaktı? Asıl soru buydu.
İpek Üniversitesinin eğitim anlayışında öğrencinin yalnızca zihnine değil, karakterine ve hayal gücüne de yer vardı. Araştırma, atölye, sinema, tasarım, müzik ve birlikte üretme kültürü; eğitimin kenarında duran süsler değil, onun asli parçalarıydı.
Madde ile mâna arasında giderek büyüyen mesafeyi biraz olsun kapatabilmek istedim. Bilgili fakat merhametsiz, başarılı fakat sorumsuz insanlar yetiştirmek bir üniversitenin başarısı olamazdı.
İyi eğitim, insana ne düşüneceğini söylemek değil; hakikati arayabilecek bir akıl, güzeli fark edebilecek bir kalp ve başkasının hakkına saygı gösterecek bir karakter kazandırmaktı.
Her insan bilmese de hayatta başka bir insanın hayatını güzelleştirmekten daha büyük bir haz yoktur.
İnsanın karakterini, hayatının merkezine koyduğu şey belirler. Merkezde menfaat veya korku değil, hakikat bulunmalıdır. Bu, korkuyu ve menfaati yok saymak değil; onların insanı yönetmesine ve hakikatten ayırmasına izin vermemektir.
Asıl yatırım öğrencilerdi
Bir üniversitenin gerçek değeri elbette binalarında değil, o binaların içinde yetişen insanlarda ortaya çıkar. Ben, değerli mücevherlerin değerinin anlaşılacağı mekânlarda olması gerektiğine de inandım. Bir mücevher, bir demir parçası gibi hurdacılarda sergilense kıymeti bilinmeyebilirdi.
Maddî imkânsızlığın yetenekli, çalışkan bir gencin önünde duvara dönüşmesine de engel olunmalıydı. Burslar, hazırlık eğitimi, akademik danışmanlık ve öğrencinin hocasına ulaşabildiği bir eğitim düzeni bu düşüncenin parçalarıydı. Her öğrenci, diğer öğrencilerin yaşadığı normal hayat şartlarında yaşayabileceği miktarda burs almalıydı. Zenginlik veya aileden gelen şöhret bir üstünlük olamazdı. Üstünlük yalnızca güzel ahlâka bağlı olmalıydı.
Kayırma, iltimas ve keyfî ayrım gibi başkalarının haklarına tecavüz eden uygulamalar üniversitede olamazdı. Nitekim çok istememe rağmen kendi kızım, kendi soyadını taşıyan İpek Üniversitesinde okuyamadı.
Gençler yalnızca kendi zamanlarının sorularına cevap verebilecek şekilde değil, bizden sonra yaşayacak insanları da aydınlatacak hakikatlerle meşgul olmalıydılar.
Düşüncenin mekâna dönüşmesi
Düşüncenin mimariye dönüştüğü yer.
Kampüsü önce ressamlarla birlikte çizdik. Sonra mimarlarla, mühendislerle, ustalarla ve sanatçılarla birlikte o resmi inşa ettik.
Bir üniversitenin mimarisi, insana, öğrencilere ve eğitime verdiği değeri anlatır. Bu nedenle lambasından tuğlasına, zemininden duvar süslemesine kadar her ayrıntıyla ilgilendim. Bazı büyük avizeleri kendi ellerimle taktım.
Kampüsteki her binanın girişinde, yapının hangi mimari anlayışla inşa edildiği yazılıydı. İstedim ki bir sanat tarihi hocası, öğrencilerine mimariyi yalnızca kitaptaki bir fotoğraftan anlatmasın. Dersliğinden çıksın; anlatacağı mimari üslubun karşısında dursun ve onu canlı bir eser üzerinden gösterebilsin. Böylece kampüs yalnızca eğitimin yapıldığı yer değil, eğitimin kendisi olacaktı.
Kütüphane, derslik, stüdyo, sahne, öğrenci kulübü, kafe ve yurt birbirinden kopuk mekânlar değildi. Aynı hayatın parçalarıydı. Öğrencinin yalnızca derse girip çıktığı değil; düşündüğü, ürettiği, arkadaşlık kurduğu, farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrendiği bir kampüs oluşturmak istedik.
Uluslararası standartlarda yedi film stüdyosu öğrencilerin hizmetindeydi; fakat üniversitenin kendisi zaten bir film platosuydu. Kışın hava şartlarının elvermediği zamanlarda öğrencilerin sosyal hayattan uzaklaşmamaları için üniversitenin hemen altında ısıtılmış, kapalı ve yaşayan bir şehir de inşa ettik.
Mimari ihtişam, ona kalıcı değer kazandıran gençlerle buluşacak ve bütün dünyaya hakikatin ışığını saçacak kürsü artık hazırdı.
Sanat, sinema ve kültür
İnsan ruhuna dokunan diller.
Sinema ve sanat, İpek Üniversitesinde bir süs veya tanıtım aracı değildi. Üniversitenin bütün dünyayla her lisanda konuşacağı dev bir platformdu.
İnsanlar yalnızca haberlerle şekillenmez. İzledikleri filmler, dinledikleri müzik ve gördükleri tasarımlar; konuşmalarından hayallerine kadar hayatlarının pek çok tarafına sessizce dokunur. Bu nedenle sanat ve medyanın yalnızca dikkat çeken değil, insana değer katan içerikler üretmesi gerektiğine inanıyordum.
Reyting uğruna insanı küçülten kolay yollar yerine; seyredilen, düşündüren, öğreten ve güzel ahlâkı incitmeyen eserler ortaya konulabilirdi. İpek Üniversitesi; sinema, televizyon, animasyon, görsel sanatlar, tasarım, moda, sahne sanatları ve müzik alanlarında bunu gerçekleştirebilecek gençler yetiştirsin istedim.
Bir tek kalıcı eser bile bazen yıllarca verilen emeğe değer. Fakat bizim hayalimiz bir tek eserle sınırlı değildi. Kendi dilinde, kendi kültüründe ve kendi ülkesinde üretim yapabilecek; dünyaya ulaşırken kimliğini ve ahlâkını kaybetmeyecek insanlar yetiştirmekti.
İnsanı ne aile bağları, ne milliyeti, ne parası ne de makamı değerli yapar. Bir insanı değerli yapan tek özellik ahlâkıdır.
Bütün semavi dinlerin esası da zaten “güzel ahlâk”tır.
Saygı üzerine kurulan ortak hayat
Duvarlar değil, köprüler.
Bir insan başkasının inancına, fikrine ve hayatına saygı göstermiyorsa kendisi için saygı bekleyemez. Üniversitenin ortak hayatında bu düşüncenin yalnızca anlatılmasını değil, yaşanmasını istedim.
Farklı dinlere mensup, ibadet etmek isteyen gençlerin kendi inançlarını birbirlerine saygı duyarak yerine getirmeleri için cami, kilise ve sinagogu yan yana yaptırdım.
Farklılıkları büyüten duvarlar değil, insanlar arasında köprüler kurulmalıydı. Bir öğrencinin kendisini nasıl tanımladığından önce, nasıl bir insan olduğu önemliydi. Kimse kimliğinden, inancından veya düşüncesinden dolayı ayrım görmemeliydi.
İpek Üniversitesinde özgür düşünce ile güzel ahlâk aynı rengin tonlarıydı.
Hakikat, soru sormaktan güç kazanır. Bir üniversite ancak farklı düşüncelerin ve hayat tarzlarının tehdit sayılmadığı, insan onurunun korunduğu ve ortak iyiliğin aranabildiği ölçüde üniversite olabilir.
Dünyaya açık bir üniversite
Kendi sesini dünyaya taşıma cesareti.
İpek Üniversitesinin öğrencileri kendi ülkelerinin sınırında durmasın istedim. Başka kültürleri tanıyabilsin, dünyadaki iyi örneklerden öğrenebilsin ve ürettiklerini başka coğrafyalara taşıyabilsinler.
Bu düşünce doğrultusunda, Hollywood’un kurucularının ve sinema sektörünün en büyük temsilcilerinin yönetiminde olduğu University of Southern California School of Cinematic Arts ile anlaşma yaptık ve tecrübesinden yararlandık. USC’den akademik ve kurumsal danışmanlık aldık; USC heyeti üniversitemizi ziyaret etti. Bu ilişki, sanat ve sinema eğitimimizi uluslararası seviyeye taşıma çabamızın parçasıydı.
Üniversitenin uluslararası yönü yalnızca bir kurumun adını broşüre yazmak değildi. Dil öğrenmek, hareketlilik imkânı kazanmak, başka ülkelerdeki öğrenciler ve akademisyenlerle aynı meseleleri konuşabilmekti.
Amaç dünyayı taklit etmek değil; dünyanın geldiği seviyenin üzerine basarak daha yükseğe çıkmak, daha iyisini yapmaktı.
Kuruluş hikâyesindeki insanlar
Bir eser hiçbir zaman tek bir kişinin emeğiyle meydana gelmez. Fikir bir kişide doğabilir; fakat onu gerçeğe dönüştüren, inanan ve çalışan insanların ortak emeğidir.
İpek Üniversitesinin hikâyesinde ailemin, çalışma arkadaşlarımın, akademisyenlerin, mimarların, mühendislerin, ustaların ve öğrencilerin izi vardır. Annem Hacı Melek İpek’in, kardeşim Hacı Cafer Tekin İpek’in ve benim fotoğraflarım bu bölümde bir aile albümü oluşturmak için değil; bu büyük hayali kuran, bu duanın gerçekleşmesi için hakikatin yanında duran ve bunun bedelini çok ağır ödeyen insanların kim olduklarının bilinmesi için var.
Her insanın hayatta bir özgeçmişi vardır: Ne yaptı, nereden kazandı, nereye harcadı? Amacı neydi, nasıl biriydi?
İpek ailesinin özgeçmişinde yapıp devlete bağışladığı okullar, yurtlar ve camiler var. Gençlere burslar vermek, yaşam standartlarını yükseltmek var.
Her ihtiyaç sahibine ayrım yapmadan dokunmaya çalışmak var.
Ve güzel ahlâkı dünyaya yaymak için bir dünya üniversitesi kurmak var.
Bu özgeçmişin bilinmesi, hakikatin anlaşılması için gerekli.


Hakikatin değişmeyen hikâyesi
Üç çeşit insan vardır hayatta: İyi insanlar, Kötü insanlar Ve öndekiler...
Hayat, insanın karşısına ne çıkarır bilinmez. Nerede doğacağınızı, neler yaşayacağınızı, nelerle sınanacağınızı seçemezsiniz.
Fakat yolun sonunda hangi tarafta olacağınız; İyilerin arasında mı, kötülerin arasında mı, yoksa önden gidenlerden mi olacağınız... Sizin tercihinizdir.

Fotoğraf ve video arşivi
Geçmişi süslemek için değil, hakikati korumak için.
Bir kurum kapatılabilir; tabelası indirilebilir, öğrencileri dağıtılabilir, binalarının kullanım amacı değiştirilebilir. Fakat yok edilemez.
Söylenmiş sözler yok edilemez…
Fikirler yok edilemez; bir yazı, bir resim yok edilemez.
Yaşanmış olan, yaşanmamış sayılamaz.
Bu fotoğraflar ve videolar bir kampüsün yalnızca dış görünüşünü değil; orada kurulan niyeti, verilen emeği ve yaşananları kayda geçiriyor. Geceleri ışıklar içindeki binalar, derslikler, stüdyolar, kütüphane, ortak alanlar ve sanat mekânları artık birer hafıza belgesidir.
Arşiv, geçmişi süslemek için değil, hakikati korumak için var.
Bilmediğimiz bir tarihi uydurmayacağız. Tanımadığımız bir kişiyi itham etmeyeceğiz. Fakat bildiğimizi de korkudan veya çıkarımızdan dolayı sessizliğe terk etmeyeceğiz.
Kimin sonunun ne olduğunu yalnızca Allah C.C. bilir.
Fakat hangi yolun nereye vardığını söylemiştir.
Bu yüzden, yolcuların yürüdüğü yola bakıp istikametlerini değiştirmezlerse nereye varacaklarını biliyoruz…
Kapatılma
Bir kurum kapatıldı. Bıraktığı hakikat kapanmadı.
Üniversitenin kapatılmasından önce ve sonra yürütülen incelemelerde, kapatılmasını gerektirecek hiçbir akademik, idari veya mali kusur ortaya konulmadı.
İpek Üniversitesinin neden kapatıldığı hâlâ büyük bir soru olarak ortada duruyor; bu soru, hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edildiği ve hakikatin galip geldiği bir gelecekte cevabını bekliyor olacak.
Bir eseri yapmak zor, yakmak kolaydır. Binlerce insanın yıllarca emek vererek meydana getirdiği bir eser, tek bir kişinin elindeki kibritle ateşe verilebilir.
Fakat asıl soru şu:
Hakikat yanar mı?
Tarih göstermiştir ki hakikat yanmaz.
Hayatın istikameti
Hayat tercihlerle dolu.
İnsanın neticeler üzerinde çoğu zaman bir kontrolü yok; fakat zaten insandan beklenen de bu değil. Önemli olan, insanın istikametini belirlemesi ve yönünü kaybetmemesi.
İnsanın ailesi, çevresi, içinde bulunduğu topluluk ve kendisine lider seçtiği kişiler değerli olabilir; fakat hiçbirini hakikatin yerine koymamalı.
Hayat bazen insanın karşısına bir menfaat, bazen bir korku çıkarır. Bazen de ihtimaller insanın içini karartır, umudunu tüketir.
İnsanın değeri; kendisini menfaatin, korkunun ve ihtimallerin yönetip yönetmemesine, hakikatin yanında durup durmamasına bağlıdır.
Zulmetmek, zulmü meşru görmek, zulme sessiz kalmak, zulmün yolunda yürümek;
veya hakikatin yanında durmak…
Bütün mesele bundan ibaret.
İpek Üniversitesinin logosu: çift başlı kartal
Kartal azameti; çift başlı olması, doğu ve batı medeniyetlerine bakmasını ve ikisini gövdesinde birleştirmesini; kanatlarını divit yapması fedakârlığı; kırmızı renk çileyi; içinden çıktığı ve yükseldiği kitap, ilmin gücünü ve değerini; kitapta her lisanda yazan “Kendini bil” sözleri de kâinattaki önemli bir hakikati temsil ediyor.

Bu arşiv neden var?
İpek Üniversitesinin logosunu değiştirip horoz yaptılar. Şüphesiz horoz da değerli bir varlık; fakat gücünü kitaptan alan, çile ve fedakârlıkla yükselen çift başlı kartal başka bir hikâye…
İpek Üniversitesi bugün başka bir kuruma dönüştü. Fakat fikri yaşamaya devam ediyor.
Bu site bir reklam sayfası değil. Amacı, gerçekten ne olduğunu ve yapılmış olanı belgelemek; İpek Üniversitesinin neden ve nasıl kurulduğunu gelecek nesillere anlatmaktır.
Hakikat kimsenin mülkü değildir. Belgeler, görüntüler, tanıklıklar ve yapılan işler bir araya geldiğinde gerçek hikâye kendisini gösterir.
Bilmediğimizi uydurmayacağız. Bildiğimizi gizlemeyeceğiz. Yanlışımız ortaya çıkarsa düzelteceğiz.
Önemli olan hakikate sadakattir.

